Bu soru ile karşılaşıldığında bir çoklarımızın zihninde cevap şekillenir; yiyecek, içecek, giyecek, manevi tatmin vs. sıralarız, hatta, aşina olanlar ve benimseyenler için ,daha sistematik cevap olarak ,Masvlow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini dile getirilir. Esas itibariyle bu tür cevaplar doğrudur ve yaşamın gerçeğidir. Ahlak felsefesi, yaşam felsefesi, ekonominin felsefesi gibi felsefik ekolleri de işin içine katarsak binlerce felsefe kitabının bulunduğu kütüphanenin koridorlarında dolanır dururuz. Her bir insan için de bu sorunun cevabı farklıdır, muhtemeldir ki yaşayan yada yaşamış insan sayısı kadar cevap ortaya çıkar. Bir uçta inançlı insan için Yaratan’ın rızasını almak, diğer uçta ateist yada inanca bağlı pratikler hassasiyeti olmayan için Dünya nimetlerinde sınırsızca yararlanmak şeklinde yaşam tarzı ve aynı zamanda yaşam kaynağı vardır.
Antik çağ filozofları, Avrupa’nın aydınlanma dönemi(öncesi de dahil) filozofları, İslam Coğrafyası’nın bilinen felsefecileri ve Uzak Doğu’nun bilgeleri; insanoğlunun ihtiyaçları ve bunu giderme yöntemleri üzerine kafa yorup önerme ve teoriler geliştirmişlerdir. Yani insan, ihtiyaçları ve bunları tedarik etmeleri üzerine yüzyıllardır kafa yorulmakta , bu uğurda bilim dalları geliştirilmektedir. Kanaatimizce bu konuları en anlaşılır şekilde anlatan yazılar, bizim coğrafyamızda Kelile ve Dİmne adıyla ün yapmış kitaplardır. Şüphesiz bu eserler, gerçek olup olmadığı bile tartışmalı basit ama insanı her yönüyle çok iyi anlatan hikayeleri içinde barındırır. Bu bağlamda zikretmeye değer önemli bir kitap da, yazının başlığında ismi kullanılan, Rus yazar Lev Tolstoy’un küçük hacimli eseridir. Bu Kitap’ta anlatılan hikayelerde de insanın; Dünya, servet, para ve diğer insanlarla ilişkilerini anlatan öğretici hikayeler bulabilirsiniz. Elbette ki bu eserlerde, felsefecilerin yaptığı gibi, insanın düşünce ve eylemlerine ilişkin motivasyonların ne olduğu, davranış ve beklentilerin neden-sonuç analizlerini bulamayız. Sadece yalın ama etkili hikayelerle İNSAN anlatılır.
İnsan fıtraten ve doğal olarak sürekli büyümek ve çoğalmak, güçlü olmak duygu ve eylemleriyle yaşamını sürdürür(bir lokma bir hırka anlayışıyla, olanla yetinip yarını düşünmeyen marjinal tipler veya gruplar bu genel değerlendirmeyi değiştirmez). Yetecek kadar geliri varsa yarın kaygısıyla tasarruf yapmak için gayret gösterir, bir tane varsa ikincinin peşine koşar, iki derecelik gücü varsa bunu üçe çıkarmak ister. Yani mizaç ve karakter freni ortadan kaldırır yada zayıflatmaya meyillidir. Bu bağlamda İNSAN AÇGÖZLÜDÜR, doyumsuzdur. Bunun ahlaken olumsuz olarak değerlendirilmesi de gerekmez, zira, sosyal hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olarak, doyumsuzluk ve sürekli büyüme motivasyonu, aynı zamanda, toplumsal refahın yükselmesinde önemli bir motordur.
Bu doğrultuda, yazının başlığı ile YATIRIM YAPMAK arasında bağlantı kurup, bir girişimciyi yeni yatırım yapmaya veya mevcut yatırımını genişletmeye dönük ilave yatırım yapmaya iten nedenler üzerinde duracağız.. Belki de o zaman şunu dememiz gerekecek: BİR GİRİŞİMCİ NEYLE YAŞAR?
Girişimci(müteşebbis); fiziki ve beşeri kaynakları bir araya getirip mal ve/veya hizmet üretmek üzere düşünce geliştirip, düşüncesini eyleme geçiren kimsedir. Dolayısıyla YATIRIM bir girişimcinin tipik eylemidir. Girişimci ilk yatırımını gerçekleştirdikten sonra artık bisiklete binmiştir, yatırımlar silsilesini başlatmış demektir, duramaz…Mevcut alanda yada farklı alanlarda yatırımlarına devam etmek zorundadır. Kişisel hayatında ne kadar kanaatkar olursa olsun bir kere yatırım sürecini başlattıktan sonra devamında; yeni, genişleme, yenileme, modernizasyon adlar altında bisikletin tekerleğini sürekli sürekli ve dengeli olarak çevirmesi gerekir. Bu da iki ana motivasyondan beslenir; yukarıda kısaca ifade edilen KİŞİSEL TATMİN ve GÜÇLENME dürtüsü ve belirli noktadan sonra üzerine misyon şeklinde yapışmış olan SOSYAL SORUMLULUK anlayışı…
Bu iki temel motivasyonu, yazının devamı şeklinde başka bir yazıda ele alalım….
